Tam 2 yıl oldu. Başına gelecekleri bilmeden binmişti o minibüse. Sonrasını biliyorsunuz. Zerre vicdan bulunmayan, kendilerini insanlıktan soyutlamış o şerefsizler canına kıydılar bir meleğin. Hem de acıta acıta. Sebebi ise o sahip çıkamadıkları istekleri. “Bu kadar mı nefislerine hakim olamıyorlar?” diye sorduğum oluyor kendime, Sonra kızıyorum “Böyle bir nefissizlik yapan insanın nefsini nasıl sorguluyorsun hâlâ?” diye. Sarf edecek sözcükler tükendi. Özgecan'dan sonra hayatını kaybeden yüzlerce kadın daha ve gereksiz onlarca bahane. Mini etekmiş, gece çıkmakmış, saç-makyajmış hepsi boş. Kara çarşaf da giyilse tahrik olur bu *insanlar!
Bir anne “Çok acı çekmiştir kızım, keşke kurşunla öldürselerdi” dedi. O günden sonra ben Özgecan'ı da unutmadım, bu sözleri de. Unutmadımdan ziyade unutamadım. Unutmak için fazla ağır bu sözler.
‘Senin ölümün yakışmıyor insanlığa. Hesabın da hakkıyla sorulur elbet.
Melek oldun, uçtun. Sen unutulmadın, unutulmayacaksın!’
Düşünsene; Sabah uyanıyorsun karşında seni izliyor
Neden yazılır bir şiir
Neden okunur bunca yazı
Çünkü nasıl aşılabilir başkaca
İnsanın karmaşıklığı.
(via sokaktakiyazar)
Düşünsene; Sabah uyanıyorsun karşında seni izliyor
Gazi Çiftliğinde dolaşıp hava alırken oldukça yaşlı bir kadına
rastladık. Atatürk attan inerek bu ihtiyar kadının yanına
sokuldu.
- Merhaba nine
Kadın Ata'nın yüzüne bakarak hafif bir sesle;
- Merhaba dedi.
- Nereden gelip nereye gidiyorsun? Kadın şöyle bir duralayıp,
- Neden sordun ki, dedi. Buraların sabısı mısın? Yoksa
bekçisi mi?
Paşa gülümsedi.
- Ne sahibiyim ne de bekçisiyim nine. Bu topraklar Türk
milletinin malıdır. Buranın bekçisi de Türk milletinin
kendisidir.
Şimdi nereden gelip nereye gittiğini söyleyecek
misin? Kadın başını salladı.
- Tabii söyleyeceğim, ben
Sincan'ın köylerindenim bey, otun güç bittiği, atın geç yetişdiği
kavruk köylerinden birindeyim.
Bizim mıhtar bana bilet aldı trene bindirdi, kodum Angara'ya geldim.
- Muhtar niçin Ankara'ya gönderdi seni?
- Gazi Paşamızı görmem için. Başını pek ağrıttım da….
Benim iki oğlum gavur harbinde şehit düştü.
Memleketi gavurdan kurtaran kişiyi bir kez görmeden ölmeyeyim diye hep dua ettim durdum. Rüyalarıma girdi Gazi Paşa. Bende gün demeyip mıhtara anlatınca, o da bana bilet alıverip saldı Angaraya, giceleyin geldimdi. Yolu neyi de bilemediğimden işte ağşamdan belli böyle kendimi ordan oraya vurup duruyom bey.
- Senin Gazi Paşa'dan başka bir isteğin var mı? Kadını
birden yüzü sertleşti.
- Tövbe de bey, tövbe de! Daha ne isteyebilirim ki… O bizim vatanımızı gurtardı. Bizi düşmanın elinden kurtardı. Şehitlerimizin mezarlarını onlara çiğnetmedi daha ne isteyebilirim ondan? Onun sayesinde şimdi
istediğimiz gibi yaşıyoruz. Şunun bunun gavur dölünün köpeği
olmaktan onun sayesinde kurtulmadık mı?
Buralara bir defa yüzünü görmek, ona sağol paşam! Demek için düştüm. Onu görmeden ölürsem gözlerim açık gidecek.
Sen efendi bir adama benziyorsun, bana bir yardım ediver de Gazi Paşayı bulacağım yeri deyiver. Atatürk'ün gözleri dolu dolu olmuştu, çok duygulandığı her halinden belliydi. Bana dönerek,
- Görüyorsun ya Gökçen, işte bu bizim insanımızdır…
Benim köylüm, benim vefalı Türk anamdır bu. Attan indim. Yaşlı
kadının elini tuttum anacığım dedim, sen gökte aradığını
yerde buldun, rüyalarını süsleyen,seni buralara kadar koşturan Gazi Paşa yani Atatürk işte karşında duruyor.
Köylü kadın bu sözleri duyunca şaşkına döndü. Elindeki değneği yere fırlatıp, Atatürk'ün ellerine sarıldı.
Görülecek bir manzaraydı bu. İkisi de ağlıyordu. İki
Türk insanı biri kurtarıcı, biri kurtarılan, ana oğul gibi
sarmaş dolaş ağlıyorlardı. Yaşlı kadın belki on defa öptü
atanın ellerini. Ata da onun ellerini öptü. Sonra heybesinden
küçük bir paket çıkarttı. Daha doğrusu beze sarılmış
bir köy peyniri. Bunu Atatürk'e uzattı;
- Tek ineğimin sütünden kendi ellerimle yaptım Gazi
Paşa, bunu sana hediye getirdim. Seversen gene yapıp getiririm.
Paşa hemen orada bezi açıp peyniri yedi. Çok beğendiğini söyledi. Sonra birlikte köşke kadar gittik.
Oradakilere şu emri verdi;
“Bu anamızı alın burada iki gün konuk edin. Sonra köyüne götürün. Giderken de kendisine üç inek verin benim armağanım olsun.”
Umut etmekte yorulur.
Sevmek,
Özlemek,
Sabretmek.
Beklemekte yorulur.
Sadece insanlar değil,
Duygular da yorulur.
“ya abi bırak nasihatı da anlat. siktir çekiyordun falan unutmadık. ne oldu.”
“bu ablasının yanına gidecekmiş izmir'e. öğrendim arkadaşından ben de bilet aldım. yüzsüzlük müzsüzlük dedim siktir et nolursa olsun. gittim otogara çaktırmadan baktım orda bu ailesiyle. babası falan var. beni tanımıyor ama. gittim yanlarına beni görünce şaşırdı tabi ama babası var çaktırmıyor. aaa dedim elif sen de mi izmire gidiyorsun ya ne zamandır görüşmüyoruz özledik kız dedim bi sarıldım buna. afalladı kaldı. sonra dedim amca merhaba okuldan arkadaşız bahsetti mi bilmiyorum merhaba dedim. adam da yazık yok oğlum anlatmadı falan dedi ama yüreği ferahladı oh dedi mukayet ol oğlum izmire kadar yolda falan malum insanın başına her şey geliyor. ulan dedim baba yüreği ama elif'e baktım benim yüreğim daha beter der gibi. sonra bindik otobüse. hiç yüzüme bakmadan koltuğuna oturdu. ben de arka sıralardayım baya. ama kafamı yana eğdiğim zaman saçlarını görüyorum böyle ulan ne büyük şeref onun saçlarını görmek. inince eğilirim diyorum, boynumu bükerim artık kessin diye böyle. karşındayım ulan derim. sırf sana bir defa daha sarılmak için bindim geldim buraya derim. giderse yine gider falan diyorum. iki saat boyunca saçlarını izledim ama. ve aklımda sadece ona o sarıldığım an. şaşkınlığına bile aşık oldum. sonra durduk dinlenme tesisinde. indim otobüsten. o da indi. ama bakamıyorum. yanına gidemiyorum. yaktım bir sigara pişman oldum olucam böyle. abi sonra yanıma yaklaştı ve bir sarıldı. sarılmayı özlemiş lan o da. o da o saat boyunca düşünmüş. hatırlatmasam hiç olmayacaktı belki. gururunu kırıp gelmeyecekti belki de. ama özleyince öyle sarılıyor insan işte. ben heyecandan sarılırken saçını yakmış olsam da biraz sigarayla. o kokuya gülsekte biraz. onunla gülmek güzel.“
kızlarının adını özlem koyanların hikayesi.
kızı olacak diye heyecandan rakı içen adamın hikayesi.
onu bi daha görsem sarılırım diye izmire giden kadının hikayesi.
ben dinledim güzeldi.
Geçmez dediğimiz geceler geçmedi mi
Geçmedi, herkese sabah oldu. Ben o gecede kaldım.
O geceyi geçirmek için sabahı oldurduk,bize seçme hakkı vermediler o gecede kalmamıza izin dahi yoktu, kalamazdık bu yüzden sabahı oldurmak zorundaydık.Sabah, o gecede kalmamanın tek yoluydu.
Ama o gecede kalmak istemiştim.Bedenimi zorla yarına sürüklerken aklım,kalbimi almayı unutmuştu.
O günden beri kalbim o gecededir.
Gel al kalbim sende kalmasın.

